26 Şubat 2014 Çarşamba

GCMPartner İle Blogunuzundan Para Kazanın

Blog yazarlığı keyifli bir hobi olmasının yanında fırsatları değerlendirdiğinizde kazançlı bir işe de dönüşebiliyor. Bugüne kadar blogunuzdan para kazanmanızı sağlayacak pek çok yöntem tanıttım ama içlerinde en keyifli olanı ve en çok kazandıranı Affiliate Marketing diyebilirim.

Bu yazımda çok kazançlı ve çok güvenilir bir ortaklık programı olan GCMpartner’ı tanıtmak itiyorum.

gcmpartner ortaklık programı
GCMpartner Nedir? Nasıl Kazandırır?

Aslında GCMpartner’dan önce GCM Forex’ten bahsetmemiz gerekiyor. Çünkü GCMpartner, GCM Forex’in ortaklık programının ismi. GCM Forex, parite, petrol, altın, endekslerin alım ve satım fiyatlarından forex işlemler yapılan SPK denetimli bir aracı kurumdur.

GCMpartner ise bu şirketin CPL (Cot Per Lead) yani üyelik başına ödeme yapan affiliate modeliyle blog yazarlarına para kazandıran ortaklık programının ismidir. Blogunuza ekleyeceğiniz hazır araçlar, bannerlar veya linkler ile demo üye yapacağınız kişi başına gelir elde edebilirsiniz.

Ayrıca GCMpartner’da subaffiliate yani alt ortaklık programı da mevcut. Bu ne demek? Sizin referansınızla üye olan blog kişilerin kazancının %10’u kadar ekstra gelir elde edebilirsiniz.

GCMpertner’a Üyelik Ve Affiliate Link Oluşturma

GCMPartner’a üyelik çok basit ve ücretsiz. Buraya tıklayarak üyelik formunu doldurmanız yeterli. Hiç bir aktivasyon veya zorlayıcı işleme gerek kalmadan hesabınız birkaç saniyede oluşturuluyor.

gcmpartner

Üye olduktan sonra size özel bir kullanıcı paneli açılıyor. Burada kazançlar, gösterimler ver tıklamalarla ilgil istatistiki bilgileri anlık olarak görebilirsiniz. Arayüzü sade ve dili Türkçe olduğu için, kullanıcı panelini kolayca kullanılabilirsiniz .

 

Bu panelde blogunuza yerleştitrmek üzere banner ve text reklamları oluşturabilirsiniz. Bu reklamlar üzerinden GCM Forex’e üye olan kişi başına belli bir ücret alacaksınız.

Ayrıca hazır GCM araçlarını blogunuza ekleyerek hem ziyaretçilerin ilgisini daha çok çekebilir, kazancınızı arttırabilirsiniz.

Kazançlar Ve Ödemeler

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki GCMpartner’a illegal içeriğe sahip olmayan tüm blog yazarları ve online pazarlama ile ilgilenen internet kullanıcıları katılabilir. Fakat ekonomi, finans, borsa, para konulu blogların kazancının daha yüksek olacağı aşikardır. Küçük bir örnekle kazanç hesaplaması yapalım.

Yaptığınız üye başına kazanacağınız ücret 5’a kadar çıkmakla birlikte kişiden kişiye ve blogdan bloga değişmektedir. Günde 10 kişiyi üye yaptığınızı ve üye başına 1$ aldığınızı düşünürsek ayda ayda 300$ yapar. Alt ortaklık programı ile 5 blogger arkadaşınızın da aynı para kazandığını ve bunlardan %10 ekstra gelir elde ettiğinizi düşündüğümüzde buradan da 150$ kazanırsınız. Yani aylık kazancınız 450$ olur. Hiç fena değil :)

Gelelim ödemelere. Ödeme için her ortaklık programında olduğu gibi bir alt limit var. Toplam kazancınız 50$’a ulaştığında ödeme talep edebiliyorsunuz. Ödemeler her ayın 10’ında banka hesabınıza EFT ile gönderiliyor.

Önemli bir not olarak, üyelikler tamamen gerçek bilgiler ile oluşturulmuş olmalı ve 18 yaş üzeri olması gerekiyor, ödeme yapılmadan önce bu demo üyelikler kontrol edilmekte.

GCMPartner’dan Daha Fazla Kazanmak İçin Neler Yapılabilir?

Bannerları ve text reklamlarını blogunuza ekleyerek insanların üye olmalarını beklemek bir pasif gelir yöntemidir ancak kazancınızı arttırmak için biraz çaba göstermelisiniz. Herkes kendine özgü pazarlama stratejisi geliştirebilir ama ben birkaç temel ipucu vermek istiyorum.

1. Öncelikle Forex’in ne olduğunu çok iyi öğrenin ve ziyaretçilerinize öğretin. İşlem hacmi her geçen gün daha da artan Forex piyasası ile ilgili makaleleri, yazıları okuyun. Öğrendiklerinizden yola ççıkaracak ziyaretçileri bilglendirici içerikler üretin. Kısacası insanlara Forex’i güzel anlatan yazılar yazın.

2. Üyelik çalışmalarınızı sadece kendi blogunuz üzerinden yapmak zorunda değilsiniz. Diğer bloglara konuk yazar olarak, forumlarda konu açarak, sosyal medya platformlarını kullanarak daha fazla kişiye ulaşabilir, kazancınız arttırabilirsiniz.

3. GCMpartner’ın site sahipleri için geliştirdiği araçlardan mutlaka faydalanın. Bu araçlar ziyaretçilerin ilgisini ve dikkatini çekeceğinden “bu nedir?” diye merak edecek, araştıracak, belki de üye olacaklar.

4. Finans, ekonomi, para, borsa gibi konularda yayın yapan site sahiplerini bularak onları alt ortağınız yapmaya çalışın. Çünkü nların kazancı muhtmelen sizden daha yüksek olacaktır. Onların kazancından elde edilece %10 ekstra gelir belki de sizin kendi kazancınızdan fazla olacaktır.

Herkses bol kazançlar!

21 Şubat 2014 Cuma

Sosyal Ağlarda Reklam Vermek

Reklam ve tanıtım, blogunuzu ya da pazarladığınız bir ürünü geniş kitlelere ulaştırmak için kullanılır. 2010’lu yıllarda bu cümleyi kurmuş olsam herkes sıradan bir bilgi ve normal bir yazıya giriş cümlesi sanardı. Ancak 2013 yılından itibaren devasa boyutlarda artan dijital reklamcılık bu tanımı değiştirdi: “Reklam ve tanıtım, blogunuzu ya da pazarladığınız bir ürünü alakalı kitleye ulaştırmak için kullanılır.”

Muhteşem hızla ilerleyen teknoloji, her geçen gün daha fazla isteğimizi doyurabilir hale geliyor. Dünyanın ilk web reklamı olan şu aşağıdaki reklamın üzerinden henüz 20 sene geçti. Yaşam için saniye kadar kısa olan bu sürede teknoloji şu an bizi “Son zamanlarda blogla ilgili arama yapmış, İstanbul’da oturan, 30 yaşından küçük erkeklere” reklamımızı gösterebilme noktasına geldi.

sosyal medya

Peki Sosyal Medyanın Reklamcılıkta Yeri Ne?

Sosyal medya ile ulaşabileceğiniz insan sayısına diğer reklam yöntemleriyle de ulaşabilirsiniz. Hatta çok daha fazlasına! O halde neden sosyal medya?

Loyalty denilen kavram, reklamcılıkta sık kullanılır. Türkçesi sadakat ve bağlılık olan bu kelime sosyal medyada geniş ağ oluşturmak isteyenlerin sürekli aklında. Sosyal medya, kullanıcılarınız ile birebir bağlantıya geçip, samimi bir dünya oluşturabileceğiniz güzide bir mekan. Daha özel bir dünya olduğu için de bağlılık kavramının oluşturulması daha kolaylaşıyor. TV’ de izlediğiniz bir reklamla o markaya bir sadakat hissetmeyebilirsiniz ancak sosyal medyada sizi merkeze koymuş bir uygulama çıkardığı zaman o marka işte o zaman bir bağlılık filizlenebilir. Nike Fuel Band ürününü duymuşsunuzdur. Bu bileklik, sosyal medyada bir uygulama ile eşleştirilebiliyor ve arkadaşlarınızla gerçek hayat sporunda yarışıyorsunuz. Hem “oyunlaştırma” kullanılmış, hem merkezde kullanıcı var. Buda yanında “Loyalty” getirecek elbette…

İkinci neden, tabi ki ucuzluk.  10 TL lik reklamla binlerce kişiye ulaşabiliyorum.  Ufak bütçeli bir blog siteniz dahi olsa bir anda binlerce kişiye blogunuzu gösterebilirsiniz. Ancak en baştaki durumu unutmayın. Facebook’a reklam verip “Türkiye-Genel” seçeneğini seçiyorsanız, kusura bakmayın ama siz teknolojiyi yakalayamadınız. Neden sitenizle veya ürününüzle ilgili kitlelere hitap etmiyorsunuz. Böylece dönüşüm oranlarınız çok daha iyi olacak!

Üçüncü neden, “earned media”. Yine reklamcılıkta çok duyulur. Türkçesi “Kazanılmış Medya”dır. THY reklamını hatırlayın. Messi ve Kobe ile olan reklamı. THY, X kadar para ödeyip bu reklamı yaptı ama daha sonra sen ben o, bu reklamı ailemize arkadaşlarımıza izlettik, ben Facebook’tan paylaştım, o da paylaştı, o da paylaştı sende paylaştın… THY bir X kadar daha para ÖDEMEYİP bu reklamı dünyaya yaydı. İşte bu sevgili okurlar Kazanılmış Medyadır. Viral reklam yapmak bu yüzden önemlidir. Kullanıcılar beğenirse o kadar hızlı yayılır ki, inanın reklam verseniz bu kadar etkisi olmazdı.

Umarım bu 3 maddenin işinizde ve tanıtımlarınızda faydası olur. Lütfen sadece Facebook hesabı açıp işi bırakmayın. Diğer sosyal mecralarda da bulunup sizinle ilgilenebilecek insanlara ulaşmanız çok yerinde olacaktır…

Yazar Hakkında: DijiAdamblogculuğu ve bilgiyi paylaşmayı çok seven, yazdıkça yazası gelen, çocuk ruhlu bir insan. 

Artık Kendinize Sağlık Ve Zindeliği Hediye Edin

Çoğumuz, önemli kararlar almak ve yeni başlangıçlar yapmak için yeni bir yılı fırsat olarak değerlendiririz. 

Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Geçmiş yıllarda hayatınızda bir türlü yer veremediğiniz spora ve doğru beslenmeye yeni yılda yer vererek 2014’ü sağlıklı ve zinde bir hayatın miladı kabul etmeniz kaliteli ve mutlu bir hayatı da beraberinde getirecektir. Sağlığınız için nereden dönerseniz kardır” diyerek, yeni yılla birlikte sağlıklı ve mutlu bir hayata başlamak isteyenler için önemli açıklama ve tavsiyelerde bulundu.

Spora ve Egzersize Yeni Yılda Zaman Ayırın
Sporsuz geçen her günün kas ve iskelet sistemini zarara uğrattığını belirten Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. İlker Solmaz, “Spor, yaşamınıza sağlıklı ve aktif yıllar ekler. Düzenli egzersiz yapmak, kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ve zaman zaman gelen nedeni bilinmeyen ağrılarınızın son bulması sağlar. Ayrıca düzenli spor ve egzersiz yapan birey kendine güvenen, günlük stresten arınmış bir kişi haline gelir. Yeni yılı, yeni bir başlangıç kabul ederek geleceğinize yapacağınız en büyük yatırım egzersiz ve sağlıklı beslenme olacaktır. Ağrısız bir gelecek bununla mümkündür.” önerisinde bulundu.

Eklem Ağrılarına karşı Tam Tahıllı Gıdalar Tüketin!
Günlük hayatta sıkça rastlanan eklem ağrılarının önüne sporun yanı sıra sağlıklı ve doğal gıdalar tüketilerek geçilebileceğinin de altını çizen Uzm. Dr. İlker Solmaz, “Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı; “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaları daha fazla tüketmelidir. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır” dedi.

Yeni Yılda Sağlıklı Ve Zinde Bir Hayata Sayfa Açmak İsteyenler İçin Uzman Dr. İlker Solmaz Şu Önerilerde Bulundu:

1. Kafeinli içecekler kemiklerdeki kalsiyum oranını düşürerek idrarla magnezyum atılmasına neden olur. Gün içerisinde Türk kahvesi, çay, kola gibi içecekler, olabildiğince az tüketin.

2. Eklem ve kemiklerdeki dejenerasyonları önlemek ve kemik dokusunun korunması adına, elma sirkesi ve asma yaprağını magnezyum, silfür fosfat, demir gibi birçok minerali içerdiği için yemeklerde sıkça bu besinlere yer verin.

3. Kemik gelişiminde olumlu katkı sağlaması, eklemlerin tamirini ve onarımını gerçekleştiren Kelle Paça çorbasının, yapısında bulunan sığır jelatini %99 protein içerdiğinden eklem ağrılarından şikayetçi olanlar bu gıdaları sıkça tüketmelidir.

4. Tam tahıllı besin grupları inflamasyonu azaltarak eklemleri sağlıklı tutmaya yardımcı olur ve sindirimin kolaylaştırır. Beyaz unlu mamulleri hayatınızdan çıkartarak, tam tahıllı gıdalar “kepekli ekmek, yulaf ezmesi ve kahverengi pirinç” gibi gıdaların daha fazla tüketin.

5. Düzenli egzersiz yapmak kas ve iskelet sisteminizi forma sokar ayrıca zaman zaman gelen nedensiz ağrılarınızın son bulması için düzenli egzersiz ve spor yapın.

Modanın hiçbir zaman değişmeyen kuralları

Her daim şık olmayı kim istemez. Ancak bunun zahmetli bir iş olduğunu düşünüyorsanı yanılıyorsunuz. Çok küçük detaylara dikkat ederek siz de her daim şık olabilirsiniz.

Modacılar her yıl favori olan kıyafetleri, ayakkabıları ve aksesuarları belirlese de şu gerçeği unutmamalısınız; her kadın kendisinin modacısıdır. Ancak kendi tarzınızı yaratırken de modanın hiçbir zaman değişmeyen kurallarına dikkat etmekte fayda var.
       
RENK VE DURUŞ
Tek renklilik, kurtarıcınız olabilir. Tepeden tırnağa aynı renkte giysiler giyerseniz, uzun, bölünmemiş bir çizgi illüzyonu yaratmış olursunuz. Bu da sizi daha ince gösterir ve kusurların daha az göze çarpmasını sağlar. Siyah, devetüyü, krem, koyu kahve gibi nötr tonları kullanmayı tercih edin.

BEDENİNİZE UYMALI
Vücudunuza çok büyük (uzun, bol tişört ya da elbiseler gibi), ya da çok küçük (kısacık, üzerinize yapışan tişörtler gibi) gelen giysiler, sizi olduğunuzdan daha kilolu gösterir. Bu nedenle kendi bedeninizde uygun giysiler satın alın. Böylece vücut hatlarınız daha ölçülü biçimde ortaya çıkar.

YAPIŞKAN DEĞİL, AKIŞKAN
Giydiğiniz kumaşlar ikinci bir deri gibi üzerinize yapışmamalı, yapışmadan sarmalı. Jean gibi sert kumaşlar çıkıntıları toplayıp saklarken, poplin ve keten gibi daha az sert kumaşlarda fazlalıklar pörtleyebilir. Çok ince kumaşlarsa en tehlikelisidir. Hem iç gösterebilir, hem de vücuttaki çıkıntıları iyice ortaya serer. Böylece “Güzel olayım” derken daha da kötü bir hal alabilirsiniz. Bu nedenle kıvrımlı bir şekilde inen, yapışmayan ama akışkan duran kumaşları tercih edin.

PANTOLON ALIRKEN
Kıyafetler arasında pantolonlar önemli bir yer tutar. Bu nedenle pantolon seçimi de önemlidir. Pantolonda en iyi görüntüyü elde etmek için büzgüsüz ve pilesiz pantolonları tercih edin. Çünkü bunlar sizi daha göbekli gösterir. Ayrıca göbek deliğinizin yaklaşık 2.5 santim aşağısında biten, az düşük belli ve paçaları hafif geniş pantalonları da giyebilirsiniz. Pantolon paçalarının hafif geniş olması kalça genişliğini dengeler.

ETEK KİLOYU ÖRTER
Etek alırken kilonuza çok dikkat etmeniz gerekir. Özellikle etekler büyük popolarla tombik göbekleri gayet şık bir biçimde kamufle eder. Eteklerde diz hizası uzunluğunu tercih edin. Çünkü diz hizasındaki etekler bacaklarınızın en iyi şekilde görünmesini garantiler. Kısa boylular ise uzun etek giymemeli

5 Soruda Grip

Son günlerde salgın haline gelen ve çocuk yaşlı demeden yatağa düşüren griple sürekli karıştırılan soğuk algınlığı arasındaki farkları ve griple ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Alkan’a sorduk…

1. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki fark nedir?
Her ikisi de solunum yolu hastalığıdır; ancak bunlara farklı virüsler neden olur. Grip burun, boğaz, bronş ve muhtemelen akciğerler dahil solunum sistemini bozar. Soğuk algınlığı ise sadece üst solunum yolunu etkiler. Bu nedenle gribin ateş, vücut ağrıları, yorgunluk gibi belirtileri soğuk algınlığına göre daha şiddetlidir. Gribin başlıca belirtileri ateş, yorgunluk, vücut ağrıları, titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürüktür. Öksürük bronşları tahriş edecek kadar yoğun değildir. Hastalığın en kötü günleri ilk 3-4 gündür. İstirahat ile 7-10 gün arasında geçer. Ancak hastalığın ardından birkaç hafta boyunca yorgunluk hissedebilirsiniz. Grip ilk 24-72 saat arasında bulaşıcı hale gelir. Bu nedenle hasta olsanız bile fark edemeyerek virüsü diğer sağlıklı kişilere de bulaştırabilirsiniz. Grip olduğunuzda lütfen hekiminize başvurmadan ateş düşürücü ilaçlar ya da antibiyotikler kullanmayın. Ateşlendiğinizde mutlaka istirahat edin; böylece daha hızlı toparlanabilirsiniz.

2. Grip için en iyi tedavi nedir? Antibiyotik almam gerekir mi?
Grip için tek bir "en iyi" tedavi yoktur, ancak semptomları azaltabilir birçok yolu vardır. Reçeteli ilaçlar grip belirtileri ilk ortaya çıktığı zaman alındığında hastalık süresini kısaltabilir. İlaçlar özellikle ilk 48 saat içerisinde alındığında hastalığın ilerlemesini engeller. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ateş, ağrı, burun tıkanıklığı, öksürüğü azaltma gibi konularda size yardım edebilir; ancak onlar gribi tamamen tedavi etmez; sadece bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olabilir. Dekonjestanlar burnun şişmiş mukozalarını küçülterek nefes almanıza yardımcı olur. Ayrıca tuzlu burun spreyleri de açık solunum yollarına yardımcı olabilir. 

Öksürük preparatları, su ve meyve suları ile birlikte, öksürük yatıştırmaya yardımcı olabilir. 4 yaş altındaki çocuklarda mecbur kalmadıkça öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları kullanılmamalıdır. Çocuğunuz 4 ve 6 yaş arasında ise, herhangi bir ilaç vermeden önce doktorunuza danışın. 6 yaş üzeri çocuklarda semptomları hafifletmek için hekiminizin önerdiği ilaçları kullanabilirsiniz. Vücudunuzdan su kaybını önlemek için bol bol sıvı tüketin. Bu aynı zamanda burun mukozanızı da rahatlatır. 

Kahve, çay, kola gibi kafein içeren içecekleri sınırlayın. İştahınızın durumuna göre hareket edin. Eğer gerçekten aç değilseniz, beyaz pirinç ya da et suyu gibi basit yiyecekleri yemeyi deneyin. Antibiyotikler grip ya da soğuk algınlığı tedavisine yardımcı olmayacaktır. Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak grip veya soğuk algınlığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Grip bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir ve bakteriyel enfeksiyonlar için kapıyı açabilir. Bu nedenle gribiniz giderek kötüleşiyorsa bir hekime başvurun. Bakteriyel bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda antibiyotik tedavisi gerekli olabilir.

3. Ne zaman doktora gitmeliyim?
Belirtiler şiddetliyse, toparlanacağınıza daha da kötüye gidiyorsanız, ateşiniz düşmüyorsa mutlaka hekime başvurun. Grip gibi başlayan ve başka bir hastalığa dönüşen bir duruma girmiş olabilirsiniz. Eğer bu belirtilerden herhangi biri varsa, hemen bir doktora görünün:
• Nefes alma zorluğu
• Kalıcı ateş
• Kusma
• Ağrılı yutma
• Kalıcı öksürük
• Kalıcı tıkanıklık ve baş ağrısı

4. Grip aşısı gribe neden olabilir mi?
Grip aşısı ölü virüslerden yapılır ve sizi grip yapmaz. Ancak, aşı vücudun bağışıklık yanıtı tetikleyebilir, böylece kas ağrısı ya da düşük dereceli ateş gibi birkaç hafif belirtileri olabilir.

5. Neden insanlar grip hakkında bu kadar endişeli? Gribi önlemek için ne yapabiliriz?
Grip virüsü akciğerler bulaşabilir ve zatürre gibi ciddi bir enfeksiyona neden olabilir. Grip zatürreye dönüşmeye başlarsa, bu hastanede tedavi gerekebilir. Alerjisi olanların gribe yatkınlığı yoktur. Ancak alerjiler, gribin astım, zatürre gibi hastalıklara dönüşmesini tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle yaşlılar, hamileler, bebekler ve kronik sağlık problemleri olanların daha dikkatli hareket etmeleri gerekir. Grip ve soğuk algınlığına neden olan virüsler virüslü kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla ortaya çıkan damlacıklar yoluyla yayılır. Grip ve soğuk algınlığından korunmak istiyorsanız;

• Öksürürken ya da hapşırırken yüzünüzü kolunuzun içiyle kapatın.
• Hapşırırken ya da öksürürken ağzınızı elinizle değil; kağıt bir mendille kapatın ve mendili hemen çöpe atın.
• Ellerinizi gözlerinize, burnunuza ve ağzına götürmeyin. Bu vücuda giren mikropları önler.
• Ellerinizi sık sık yıkayın. Eğer suya erişiminiz yoksa alkol bazlı bir dezenfektan kullanın.
• Çevrenizdekilere doğru öksürmeyin, kafanızı başka bir yöne çevirin.
• Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edin. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.
• Soğuk algınlığı ve grip sezonunda kalabalıktan uzak durun.
• Her yıl grip aşısı olsun. Aşılar size % 100 koruma vermez; ancak hastalığı önlemenin en iyi yoludur.
• Bağışıklık sistemini besleyen koyu yeşil, kırmızı, sarı sebze ve meyveler tüketin.
• Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz yaptığınız halde hasta olabilirsiniz; ancak hastalık daha az şiddetli belirtiler gösterir ve daha çabuk iyileşir. Aerobik, yürüyüş gibi düzenli egzersizler bağışıklık sistemini güçlendirir.

Ayaklara kış bakımı

Tüm gün vücudun ağırlığını taşıyan ayaklara, özellikle kış ayında bakım yapmayı ihmal etmemek gerekiyor. Yumuşacık ve bakımlı ayaklara sahip olmak isteyen kadınlar için, pratik bakım önerileri...

Özellikle kış aylarında sürekli ayakkabı ve çorapla sıkışan ayakların bakıma daha fazla ihtiyacı var. Ayaktaki her bir noktanın bir organı temsil ettiğinden hareketle ayağınıza iyi bakmak birçok organınız için de önem arz ediyor. Kış aylarının en büyük sorunlarından biri kuruyan, susuz kalmış ve çatlama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ayaklar oluyor. Haftada bir kez mutlaka ayak bakımı yapmak gerekiyor.

Günlük ayak bakımı hastalıklardan koruyor

Tüm gün boyunca vücut ağırlığını taşıyan ayaklara, her gün düzenli bakım yapmak olası sorunları engelliyor. Bunun için sabah evden çıkmadan ayak kremi sürülebilir. Ayak kremi seçerken yenileme özelliği olan kremleri tercih etmek gerekiyor. Evoria uzmanları, Neutrogena ayak kremi öneriyor. Akşam saatlerinde de sakinleştirici ve yatıştırıcı kremlerle yapılan masaj sonrası ayaklarınızdaki farkı hissedeceksiniz. Evoria, kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde, evde ayaklarınızı yükseğe kaldırarak kan dolaşımını kontrol etmenizi öneriyor.

Kısa tırnak tercih edilmeli, tırnak batmasına dikkat edilmeli

Kış mevsiminde sürekli kapalı ve ayakkabı içinde kalan ayaklarda uzun tırnak kullanmak zor oluyor. Kış mevsiminde kısa tırnak kullanılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, hem sağlık, hem temizlik açısından tırnak boyunuzu kısa ve temiz tutun önerisinde bulunuyor. Evoria güzellik uzmanları tırnaklarınızın da kendini yenilemesi için tırnak bakımında tırnak üstü törpüsü kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Ayaklarda tırnak batması da sık karşılaşılan bir sorun. Tırnak batması için uzmanlar düzenli pedikür yapılmasını öneriyor. Pedikür sırasında ayak bakımı yapılması, tırnak batması olayını azaltırken; ayakların yumuşak görünmesine de katkı sağlıyor.

Topuk çatlağı ve topuk dikeni için özel bakım yapılmalı

Soğuk havaların etkisiyle artan topuk çatlağı, ponza taşı ile temizlenebilir. Duştan sonra ayağı hafifçe kurulayıp ponza yapılırsa, topuk çatlağı görüntüsünün kaybolduğu ve ölü derinin gittiği görülecektir. Ayak bakımı yaparken ponza işleminin ardından peeling uygulamasıyla ayaktaki kan dolaşımı hız kazanacaktır. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Bitki özlü Attirance Ayak Kremleri ile ayaklar nemlendirilebilir. Böylelikle topuk çatlağı oluşumu engellenmiş olacaktır. Topuklarda oluşan bir diğer sağlık sorunu ise topuk dikeni. Hayatı zorlaştıran topuk dikeni hastalığının önüne geçmek mümkün. Topuk çatlağı için bakım yapmak, topuk dikeni oluşumunu önlemede önemli bir yöntem.

Haftada bir peeling

Peeling uygulaması, mutlaka haftada en az bir kere yapılması gerekiyor. Tabanda oluşan ölü deriden kurtulan ayaklara, işlemin ardından ayak bakımı ürünleri ile 5 dakika boyunca yapılan masaj yapılıyor. Bu sayede cilt pürüzsüzlüğe kavuşuyor. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Sally Hansen Ayak Peelingleri bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır. Peeling etkisi için yazın deniz kenarından topladığınız çakıl taşları ile ayak masajı yapılabilir. Peeling sayesinde ayak mantarı, topuk dikeni gibi birçok rahatsızlığın önüne geçilebiliyor.

Ayak masajı şart

Evde, kendinizi ve ayaklarınızı spa ile şımartın. Gün boyu kapalı kalan ayaklarda oluşan ayak kokusu ve ayak sağlığı için spa çok önemli. Kokulu ve etkili banyo tuzlarıyla yapılan ayak masajı ile ayaklarınızı dinlendirin. İçine Evoria.com’da farklı çeşitlerini rahatlıkla bulabileceğiniz Raen Aromaterapik Tuz attığınız çok sıcak olmayan suda ayaklarınızı bekletip ayaklarınıza detoks yapabilirsiniz. Bunun yanında etkili tuzlar ve köpükler de rahatlamanızı sağlayacaktır. Yapılan ayak masajı kan dolaşımını hızlandırarak daha zinde olmanızı sağlayacaktır.

Ayak kremi ile ayaklar neme doysun

Ayak sağlığı açısından nem çok önemlidir. Gece ayak bakımı için uyumadan önce vazelin gibi yağlı bir krem veya ayaklar için özel olarak tasarlanmış ayak kremi sürülerek ayak masajı yapılabilir. Evoria uzmanları ayak bakımı ürünü olarak Gehwol Ayak Kremlerini öneriyor. Ayak kremi sürüldükten sonra pamuklu bir çorap giyilmeli. Ayakların sabaha kadar yumuşacık olduğuna şahit olacaksınız.

Aşk için 5 büyük yalan

Eğer ilişkinizin yolunda gitmesini istiyorsanız yanlış inanışlardan uzak durmalısınız.

1- Romantizm şart               
Eğer "Beni sadece romantik bir ilişki mutlu eder" diye bir bakış açısıyla hayata bakıyorsanız, daha çok bakakalırsınız. Çünkü romantizm, her koşulda, her durumda, hayatın her döneminde insanı mutlu edemez.

2- Yıllar boyu ihtiras                                
Bir ilişkide yakınlık, sevgi, saygı, güven, uyum gibi kavramlarla aşk, ihtiras gibi kavramlar bir arada yürütülemez. Eğer aynı heyecanı, aynı aşkı 30 yıl sonra da yaşadığınızı söylüyorsanız, yalan söylüyorsunuz. Mutlu olmak için ilişkiyi olduğu gibi kabul etmek daha doğru.

3- Aşkın tek sahibi             
Tek bir "aşk" veya "sevgi" biçimi yoktur. İnsan her şeye aşık olabilir. Aşk zamanla şekil değiştirir. Bir çocuk için aşk, el ele tutuşmayı çağrıştırırken, bir genç için cinselliği çağrıştırabilir. Bu nedenle ilişkinizi birtakım "kurallara" veya "kalıplara" oturtmaya çalışmayın.

4- Teknik takıntısı                      
"Her işin bir tekniği var canım. Kitapta okumadın mı?" diyenlerdenseniz, ilişkiniz çoktan bitmiş demektir. Her adımınızı kitaplara göre atmaktan vazgeçin. Herkes için geçerli olan belli kalıplar, kurallar yok. Bunlar yalan!

5- Hayranlık iddiası
Bir insan, partnerinin her şeyine asla hayran olamaz. Onun 1-2 huyundan nefret ediyorsunuzdur. Yoksa, diş macunu tüpünü tam ortasından sıkma veya kredi kartıyla bol bol alışveriş yapma gibi huyları ona daha fazla hayran olmanıza neden olur.

Kadınların meme kanseri riskine önlemleri

Meme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

 "Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

- "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

- "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti.

Makyaj burcunuza göre nasıl yapılır?

Burçların hayatımızdaki yeri malum. Doğumumuzdan başlayarak hayatımızın her evresini etkileyen burçlar, güzelliğin en önemli tamamlayıcısı olan makyajda da kendini gösteriyor.

Güzellik uzmanları her zaman kadınları kişilikleri, yüz tipleri ve bulundukları ortama göre makyaj uygulamalarını öneriyor. İşte bu sebeble astrolojide yer alan toprak, hava, ateş ve su guplarından yola çıkılarak uygulanan makyaj stillerinden biri de sizin için....

Ateş grubu iddialı 

Koç, Aslan ve Yay bu grubun temsilcileri. Ateş grubu kadınları, dikkat çekmeyi ve çekiciliklerini ön plana çıkarmayı seviyorlar. Fark edilmek en büyük tutkuları. Makyajlarında da dikkat çekici çizgileri ve renkleri kullanmaları gerekiyor. Ateş grubu kadınlarının rengi kırmızı ve siyah. Gözlerde siyah far ve kalem kullanmaları öneriliyor. Eye-liner, göz makyajının vazgeçilmez ürünü. Gölgelemelerde beyaz farlar çok işlerine yarıyor. Rujda ve allıkta kırmızı tonları tercih ederlerse içlerindeki dikkat çekme isteğini tatmin edebilirler.

Su grubu sezgisel

Yengeç, Akrep ve Balık bu grubun burçları. Grubun rengi yeşil. Sezgilerin ve içgüdülerin temsilcisi su grubu, yeşilin her tonunu kullanabiliyor. Özellikle nil yeşili kullandıklarında daha gizemli mesajlar verebilirler. Göz makyajında vazgeçemeyecekleri, kahverengi kalemler ve beyaz farlarla yapılmış gölgeler. Çocuksu tenlerine şeftali rengi allık kullanmaları gerekiyor. Ruj seçiminde ise pembenin bütün tonları, ayrıca oranj, su grubu kadınlarının kullanması gereken renkler.
                   
Hava grubu bağımsız 

Hava grubunun burçları olan İkizler, Terazi ve Kova, özgürlüğün ve bağımsızlığın temsilcileri. Hava grubu kadınlarının rengi, mavi ve pembe. Gözlerde maviden laciverte kadar her tonu rahatlıkla kullanabiliyorlar. Yanaklarda ise pembe allık ciltlerine ışıltı katıyor. Ruj seçiminde de yine pembe ve tonları ağırlık kazanıyor.

Toprak grubu sakin 

Toprak grubu kadınları sakin ve evcimen tabiyatlı. Boğa, Başak ve Oğlak bu gruptan. Abartıyı sevmiyor ve sadeliği tercih ediyorlar. Makyajda da sade ve göze çarpmayan renkleri uygulamaları gerekiyor. Kahverengi, toprak grubunun rengi. Yüzün her kısmında kahverengiyi rahatlıkla kullanabilirler. Farlar, allıklar, rujlar hep bu rengin hakimiyetinde. Pastel tonlardan seçecekleri makyaj malzemeleri kullanmaları öneriliyor. Açık tenliler, şeftali tonlarını da makyajlarında uygulayabiliyorlar.

Çocukların süt dişlerini ihmal etmeyin!

"Çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

Genel sağlığı önemli ölçüde etkileyen ağız ve diş sağlığının ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılan çocuklar ileriki dönemlerde sağlıklı dişlere sahip oluyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklarda süt dişlerinin önemini ve kalıcı dişlerin çıkma dönemlerini anlattı...

Süt dişleri 6 aydan sonra çıkmaya başlar! 
Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genellikle alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yaklaşık 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir. Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzdaki ‘’süt dişleri önemsizdir’’ kanısının tamamen yanlış olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti;

’’Süt dişleri doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişlerde oluşan çapraşıklık ortodontik tedaviye neden olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur. Bu nedenle çocuklara ağız bakımı alışkanlığının kazandırılması ve süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.”

6 Yaş dişini süt dişiyle karıştırmayın!
Bebeklerde süt dişlerinin düşüp yerlerini genç süreklilerin alması, aşağı yukarı süt dişlerindeki sürme sırasını takip eden bir süreçte oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın süt dişi sanılan 6 yaş dişi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, süt dizisi tamamlandıktan sonra yaklaşık 3 yaşından 6 yaşına kadar diş kavislerinde herhangi bir hareket olmadığını, çocuk 6 yaşına geldiğinde ilk sürekli dişi olan 6 yaş dişinin, süt azı dişlerinin arkasında yerini aldığını belirtti.

6 yaş dişlerini takiben ilk süren dişler kesiciler grubudur. Onu izleyerek birinci süt azıları, ikinci süt azıları ve süt köpek dişleri dökülür. Üst sürekli köpek dişleri en son süren dişlerdir. 11–13 yaş arası sürme tamamlanır. Bunların dışında 6 yaş dişlerinin arkasından 12 yaşında ikinci sürekli azılar ve 16–24 yaş arası ‘’20 yaş dişleri’’ yani üçüncü büyük azı dişleri sürer.

Çocukların dişleri neden çürür?
Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerdiğinden daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.

Çürük oluşumu engellenebilir mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

Fissür Örtücüler: Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.

Flor Uygulaması: Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel flor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Diş Fırçalama: Çocukların ileride diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesi için en etkili yöntem erken yaşlarda bu alışkanlığın kazandırılmasıdır.

Diş fırçası ve macun seçimi önemli!
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçalarını öneren Kışlaoğlu, çocukların diş macununu yutma riski olduğu için 3 yaş altında kullanılmaması gerektiğini belirtti. Pütürsüz diş macunlarını öneren Kışlaoğlu, fırçaya konulacak macun miktarını ise ‘’nohut büyüklüğünde’’ şeklinde tarif etti.

Diş fırçalama alışkanlığı için bunları deneyin!

*Dişlerini fırçalarken ayrı bir diş fırçası ile siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane farklı renk ve şekillerde diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu seçim onun diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artıracaktır.
*Mutlaka diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.
*Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık 2 dakikalık diş fırçalama yeterli olacaktır.
*Çocuğunuzun diş çürüğü hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Ona yapışkan özelliği olan şeker, çikolata, bisküvi yedirin ve aynada dişlerinin üzerine nasıl yapıştığını gösterin. Daha sonra dişlerini fırçalatın ve dişlerinin ne kadar güzel, temiz ve beyaz olduğunu yine aynada kendisine gösterin.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Sosyal İmleme Ve Faydaları

İmleme olayını hepiniz biliyorsunuz sanırım. Tarayıcılara göre “sık kullanılanlar, favoriler, yer imlerim” gibi isimler altında beğendiğimiz ya da daha sonra ziyaret etmek istediğimiz siteleri bir arada toplarız. İşte buna imleme diyoruz. Peki bunun sosyali nedir?

Sosyal İmleme Nedir?

İletişim ve etkileşime dayalı bir dünya olan sosyal medyanın temel taşlarından biri olan sosyal imleme, imlenin sosyal halidir. Açıklamak gerekirse beğendiğiniz, önerdiğiniz siteleri imlemekle kalmaz, bunları diğer internet kullanıcılarıyla paylaşırsınız.

Sosyal imlemenin temel amacı favori sitelerinizi beli bir düzen dahilinde saklamaktır. Bunu tarayıcınızın favoriler klasörü yerine bir internet sitesinde yapmanın da belli avantajları vardır. Örneğin her bilgisayardan ve her tarayıcıdan yer imlerinizi görebilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey internet bağlantısıdır.

Sosyal İmlemenin Faydaları Nelerdir?

SEO yani blogunuzun arama motoru görünürlüğünün artması açısından sosyal imleme sitelreinin önemi büyüktür. Sosyal imlemenin blogunuza faydalarından kısaca bahsetmek gerekirse;

- Index Hızı: Arama motorlarından organik trafik kazanmak istiyorsanız blogunuzun tam ve hızlı bir şekilde inekslenmesi çok önemlidir. Sosyal imleme siteleri blogunuzun hızlı indekxlenmesine yardımcı olur.

- Backlink: Blogunuzun arama sonuçlarında sıralamasına etki eden en önemli faktörlerden biri backlinklerdir. Sosyal imleme sitelerine blogunuzu ekleyerek ücresiz olarak backlink kazanabilirsinz.

- Trafik: Yeni siteler keşfetmek isteyen kullanıcıların sosyal imleme sitelerini ziyaret ettiklerini düşünürsek blogunuza trafik sağlamanıza da yardmcı olacaktır.

Türkiye’de Sosyal İmleme

Daha önce az zamanda çok ziyaretçi getiren siteleri yazdığım yazımda sosyal imleme sitelerinin çok işe yarayacağından fakat Türkçe sosyal imleme sitelerinin yetersizliğinden bahsetmiştim. Yeni kurlan bir sosyal imleme sitesi olan Reklamsiniz dikkatimi çekti ve hazır sosyal imleme konusuna değinmişken bu siteden bahsetmeden geçmek istemedim.

reklamsiniz
Reklamsiniz.com aslında bir sosyal imleme sitesinden çok daha fazlası. Blogunuzu tanıtabileceğiniz, diğer blogları oylayabileceğiniz, yorum yazabileceğiniz bir sosyal platform.

Reklamsiniz’e Kayıt Olma Ve Site Ekleme

Reklamsiniz kayıt sayfasına giderek ücretsiz kayıt olabilirsiniz. Kayıt formunu doldurduktan sonra sizden sitenizi başlığını yazmanız istenecek. Buraya site başlığını yazdıktan sonra en önemli kısımlardan biri olan site detayları sayfası açılıyor. Blogunuza daha çok trafik çekmek için kategoriyi, açıklamayı ve etiketleri dikkatli yazmalısınız.

Kullanıcı Puanları Ve Sosyalleşme

Reklamsiniz’in sıradan bir sosyal imleme sitesinde çok daha fazlası olduğunu söylemiştim. Siteye kayıt olduğunuzda sağ üst köşede 100 puanınız olduğunu göreceksiniz. Blogunuzu eklediğinizde ise +20 puanınız daha oluyor. Bunu da reklamsiniz kullanıcıları arasında bir nevi oyun gibi düşünebiliriz. 

Reklamsiniz.com sayesinde sosyal imlemenin avantajlarının dşında yeni siteler keşfedebilecek, trafiğinizi arttırablecek, yorumlar ve oylar sayesinde keyifli vakit geçirebileceksiniz.

Kanserle gelen güzelleşme korkutucu

Kozmetik ürünlerinin neredeyse hepsinde kansere yol açan maddelerin bulunduğu öne sürüldü. Diğer iddialar da çok korkunç.

Takvim, yıllardır tartışılan 'Kozmetik ürünler kanser yapar mı?' sorusunu uzmanlarına sordu, ürkütücü yanıtlar aldı. Tüy dökücü kremlerin bazılarında 'kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş halinin' bulunduğunu, uzun süre kullanılan kozmetiklerin kanser riskini arttırdığını okuyunca çok şaşıracaksınız.

Hemen hemen tüm kadınlar, daha da güzel görünmek uğruna çareyi kozmetik ürünlerde buluyor. Ancak kadınlar bu ürünlere masum bir istekle başvursa da kozmetik ürünlerin sanıldığı kadar masum olmadığı söyleniyor. Yıllardan beri tartışılan "Kozmetik ürünler sağlığa zararlı mı?" tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Hayvan haklarını koruyan derneklerin ayaklanmasıyla son yıllarda kozmetik firmaları, ürünlerini hayvanlar üzerinde denemeyi bıraktı!

YENİ DENEKLER KADINLAR MI? 
Firmalar, yeni deneklerin ise kadınların olmasına karar verdi! En azından Amerikalılar tarafından ortaya atılan son iddialar bu yöndeydi. Amerika'daki EWG isimli bir sivil toplum örgütünün hazırladığı raporda yer alan bu iddia, ortalığı karıştırdı. Buna göre; şampuanlardan yüz kremlerine, rimellerden rujlara kadar birçok kozmetik ürününün yüzde 99.7'si denenmemiş ürünler içeriyor. Rapordaki bir diğer ürkütücü iddiaya göre de; bu ürünlerin çoğunda kansere neden olan maddeler bulunuyor.

KEMOTERAPİ İLACINDAN FARKSIZ 
Araştırmaya göre; makyaj malzemelerindeki kömür katranı, fenilediamin, benzen ve formaldehit gibi kimyasallar uzun süreli kullanımlarda kanser riskini arttırıyor. Kozmetik ürünlerin neden olduğu kanser türleri arasında ise ilk sıralarda; rahim, yumurtalık ve cilt kanseri geliyor. Amerika'nın önde gelen sağlık örgütlerinin de destek verdiği "Güvenli Kozmetikler Kampanyası"nın sonuçlarına göre de; kozmetik ürünlerde kullanılan 10 bin 500 kimyasalın yüzde 89'u sağlık açısından güvenilirlik taşımıyor. Amerikalılar'a göre; kozmetik ürünlerin denetimsizliğindeki en büyük nedeni ise bu ürünlerin ilaçtan sayılmaması oluşturuyor. Örneğin; iddialara göre tüy dökücü kremlerin formülünde kanseri tedavi edici ilaçların yani kemoterapi ilaçlarının seyreltilmiş hali bulunuyor. Ancak yine de bu sağlık açısından riskli kremler bilinçli bir denetimden geçirilmiyor.

PETROL İÇEREN PARFÜMLER 
Bir diğer iddiaya göre de; parfümlerin yüzde 95'i sentetik petrolden üretiliyor ve firmalar denetimsizlik yüzünden parfümlerindeki diğer kimyasalları açıklamak zorunda kalmıyor. Bütün bu iddialar da; kadınların ve erkeklerin sırf daha güzel görünmek uğruna nasıl bir tehlikenin içerisinde bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Bir kadını sinir eden şeyler

Kadınların bazı konularda sizden çok dana hassas olduklarını biliyorsunuz. Yazımızda, bir kadını çılgına çevirecek hareketleri bulacaksınız.

Kadınların çoğu, erkeklerin bazı sinir bozucu hareketleriyle başa çıkabiliyor. Bu davranışların başında, toplum içinde arkadaşlarıyla garip şekillerde tokalaşması veya güneş tutulması sıklığında çarşaflarını değiştirmesi geliyor. Ama bunlardan daha sinsi bazı hareketler var ki, işte onlar kadınları gerçekten çıldırtabiliyor. Hiç beklemediğiniz bir tavırla karşılaşmamak için kesinlikle yapmamanız gereken şeylerin ne olduğunu okumanızı tavsiye ediyoruz.

Maç esnasında onu tamamen unutmak

Söz konusu olan Avrupa Şampiyonası olsa bile, bir kadına orada değilmiş gibi davranmak affedilir bir hareket değil. Psikoterapist Profesör Doktor Tina Tessina, "Bir kadının maç esnasında unutuluyor olması, maçın ondan daha önemli olduğu izlenimini yaratır" diyor. Bunun yerine, üzgün olduğunuzu söyleyip devre arasında konuşmayı teklif edebilirsiniz. Kesin bir zaman belirlemek hem onu dışlamadığınızın bir göstergesi olur hem de geniş geniş ve içiniz rahat bir şekilde televizyonun karşısında yayılmanızı sağlar.

Son ana kadar onunla hiç program yapmamak

Bir plan yapmak için beklediğiniz şey kız arkadaşınızın araması mı? Tessina'ya göre, eğer aynı günün gecesinde bize bir şeyler yapmayı önerirseniz, daha iyi bir program önerisi almadığınızı ve onu cepte düşündüğünüzü sanabilir. Spontan olmak bazı durumlarda çok hoş olabilir ama birkaç gün öncesinden sormak kesinlikle daha kibar ve daha rahatlatıcıdır.

Tek kelimelik cevaplar vermek

Kadınların tercih ettikleri iletişim şekli genelde sözlüdür. Bazen çok konuştuklarından şikayet etseniz de sinirlendiklerinde ağızlarını bıçak açmaz. When Your Perfect Partner Goes Perfectfy Wrong (Mükemmel Eşiniz Harikaysa) kitabının yazarı Mary Jo Fay, "Erkekler tek kelimelik cevaplar verdiğinde, kadınlar bir sorun olduğunu düşünüyor" diyor. Sizden bir yazar kadar düzgün cümleler kurmanızı veya durmadan onlarla konuşmanızı beklemiyorlar. Sadece size gününüzün nasıl geçtiğini sormaları, sizinle aralarındaki bağı kuvvetlendirmek istemelerinden kaynaklanıyor.

Arkadaşlarını dışlamak

Fay, "Bir kadının sizi kız arkadaşlarıyla birlikte dışarı çağırması, size ne kadar değer verdiğinin bir göstergesidir" diyor. Eğer böyle bir daveti kulak arkası eder veya sessiz kalırsanız, hayatlarındaki önemli insanları tanımayı pek umursamadığınızı düşünebilirler. Onlarla ciddi konular hakkında konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece ilgili küçük sohbetler de yeterli olabilir. Ve eğer onları her seferinde güldürebilirseniz sizi sevecek ve onaylayacaklardır.

Ömür boyu yalnız kalmak korkusu


Evlenememekten, yalnız kalmaktan kısacası 'evde kalmaktan' mı korkuyorsunuz? Bu korkunun yarattığı mutsuzluğu yenmek elinizde. Psikolog Başak Demiriz'in önerilerine kulak verin...

Siteniz olarak, Milliyet Cadde'de yazan Psikolog Dr. Başak Demiriz’in psikoterapi diyaloglarından oluşan yazılarını severek takip ediyoruz. Dr. Başak Demiriz, evlenememeve evde kalma korkusu yaşayanlara önerilerini sizlerle paylaşıyoruz:

Danışan: Kendime bile itiraf edemediğim bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum: Ben evlenememekten, ömür boyu yalnız kalmaktan, kısacası ‘evde kalmaktan’ korkuyorum. 

Dr. Başak: “Kendime bile itiraf edemediğim” dediğinize göre sizin için konuşması zor bir konu olmalı.

Danışan: Evet çok zor ve artık beni çok mutsuz ediyor, özellikle arkadaşılarım birer birer evlenirken.

Dr. Başak: Yaz aylarında düğünler de çoğalınca bugünlerde birçok kişi kendi durumunu gözden geçiriyor ve umutsuzluğa kapılıyor.

Danışan: Gerçekten öyle, bu yaz tam dört arkadaşım evlendi. Bir de geçen hafta 35 yaşıma bastım, iyice bunalıma girdim. Çok umutsuzum ve bu işi kafama çok takıyorum. En sonunda size gelmeye karar verdim. Evlenmeyi bırakın, uzun zamandır doğru dürüst bir erkek arkadaşım bile yok. Ne zaman kız arkadaşlarımla bir araya gelsek, konu eninde sonunda aşka ve ilişkilere geliyor. Kimi ‘muhteşem’ ilişkisini, kimi de yaşadığı en son aşk macerasını ballandıra ballandıra anlatıyor. Bir bakıyorum, uzun zamandır ilişki yaşamayan tek kişi ben kalmışım. Neden ben de düzgün bir erkekle tanışamıyorum veya düzgün bir ilişki yaşamıyorum anlamıyorum. Bu iş, kadınlar için çok zor.

Dr. Başak: ‘Düzgün’ bir ilişki özlemi çeken sadece kadınlar değil, erkekler de var, yani bu tip sıkıntılar yaşayan tek siz değilsiniz.

Danışan: Benim etrafımda pek yok. Bende bir sorun olduğunu düşünmeye başladım artık. Ama ne olduğunu bilmiyorum. Bazen kendimi biraz daha güçlü hissettiğimde “Hayatımdan memnunum, hiç evlenmesem de olur” diyorum ama bu düşünce genellikle çok kısa sürüyor. İçimden başka bir ses “Boşuna kendini kandırmaya çalışma” diyor ve işte o zaman çok mutsuz oluyorum.

Dr. Başak: Ve o zaman mutlu olmak için ‘gerçek bir aşka’ ihtiyacınız olduğuna ve ancak öyle mutlu olabileceğinize daha da çok inanıyorsunuz. Birileriyle tanışmanın özlemini duyuyorsunuz. Peki bunun için bir şeyler yapıyor musunuz?

Danışan: Nasıl bir şeyler yapabilirim ki? İş ve ev arasında gidip geliyorum. Ayrıca çalıştığım yerde de düzgün insan yok, olanlar da hep evli veya kız arkadaşları var. 

Dr. Başak: Arkadaşlarınız bu durumunuzu biliyor mu? 

Danışan: Pek biliyorlar sayılmaz. Onlara mutsuzluğumu göstermemek için sürekli “Ben hayatımdan çok memnunum, bekarlık sultanlıktır” gibi saçma şeyler söylüyorum. Onlar da inanıyor herhalde ki beni kimselerle tanıştıran olmuyor. Ayrıca tekrar birileriyle çıkma fikri de beni çok korkutuyor.

Dr. Başak: Anladığım kadarıyla bir yandan ilişkiniz olmasını isterken, diğer yandan da bu konuda bir şey yapmak istemiyorsunuz. Böyle bir tutum içindeyken yeni insanlarla nasıl tanışacaksınız? Peki arkadaşlarınız nasıl oldu da birileriyle tanıştı ve bir ilişki yaşamaya başladı? Umarım onlar şanslı demeyeceksiniz. 

Danışan: Öyle düşünmüyorum desem yalan olur. 

Dr. Başak: İlişkilere ve erkeklere ait bunun gibi daha bir çok korku, yanlış inanç ve önyargınız var sanırım. Doğal olarak bunlar da davranışlarınızı kısıtlıyor. Siz de farkında mısınız?

Danışan: ‘Şanssız olduğum?’ gibi düşüncelerimi mi kastediyorsunuz.

Dr. Başak: Evet. Erkekler veya ilişkiler deyince aklınızdan başka neler geçiyor?

Danışan: “Etrafta düzgün bir erkek yok,” “Erkekleri anlamak çok zor,” “Daha iyisini bulunca seni terkederler,” “Sen aşık olursun onlar seni kullanır” gibi bir sürü şey geçiyor aklımdan. 

Dr. Başak: Bazı kadınların ilişkilere dair sizin gibi yüzlerce olumsuz düşüncesi vardır. Bazı kadınlarsa çok daha umutlu ve olumludur. “Bende bir sorun olduğunu düşünmeye başladım ama ne olduğunu bilmiyorum” demiştiniz biraz önce. Aklınızdan geçen düşünceler, sorununuzun kaynağı olabilir mi? 

Danışan: Yani benim yalnız olmam, kimseyle tanışamam düşünce yapımdan mı kaynaklanıyor?

Dr. Başak: Biraz önce söylediğiniz cümleleri düşünün. Bunun gibi başka cümleler yakalayabilir miyiz sizce?

Danışan: Kendimle ilgili de çok fazla şey söylüyorum; “Şişmanladın, seni kim beğenir?,” “Etrafta bu kadar genç kız varken, kim seni ne yapsın?,” “Kendine güvenin yok, erkeklerle nasıl başedeceğini bilmiyorsun, en iyisi sen bu işten vazgeç.”

Dr. Başak: Ve bu düşünceler aklınızdan sadece ara sıra geçmiyordur. Günde aşağı yukarı 10 kere olabilir mi?

Danışan: Bazen daha fazla bile olabilir.

Dr. Başak: Bu düşünceleri bir yere yazalım. Şimdi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan veya şu sıralar yalnız olan bir arkadaşınızı düşünün, var mı öyle biri?

Danışan: Evet, bir arkadaşım daha var benim gibi. Onunla da dertleşiriz bu konuları.

Dr. Başak: Peki, bu arkadaşınıza biraz önce kendinize söylediğiniz ve buraya yazdığınız bu olumsuz cümleleri günde 10 kere söyleseydiniz arkadaşınız ne yapardı?

Danışan: Kendini camdan aşağıya atardı herhalde. Şaka bir yana, çok mutsuz olurdu. Ama kimseye bu kadar acımasız davranamam.

Dr. Başak: Kendiniz hariç! İnsanlar genellikle kendilerine yaptıkları eleştirilerde daha acımasız olurlar. “Arkadaşıma bunları söyleyemem” dediniz ama diyelim söylediniz. Bu sözler karşısında onun davranışları, duyguları ve düşüncelerini tahmin edebilir misiniz?

Danışan: Ona “Şişmanladın, seni kim beğenir?” desem, zavallım kendini çok çirkin hisseder ve kimseyle tanışmak istemez.

Dr. Başak: Bir ortama girdiğinde davranışları nasıl olurdu?

Danışan: Kendine güvensiz olurdu, girişken, neşeli olmazdı, dikkat çekmemeye çalışırdı. Sessiz kalırdı.

Dr. Başak: Yani hissettikleri, davranışlarını, hatta beden dilini bile etkilerdi. Aynı ortamda onunla ilgilenen bir erkek iletişime geçmeye çalışsa nasıl davranırdı?

Danışan: Ürkek, güvensiz, çekingen.

Dr. Başak: Bu durumda o kişiyle olumlu ve sağlıklı bir iletişim kuramazdı ve hatta yaşadığı bu olumsuz duygular yüzünden mesafeli davranıp kişiyi uzaklaştırabilirdi. Bu durumda karşısındaki erkeğin aldığı tek mesajsa ‘bu kadın benimle ilgilenmiyor’ olurdu. 

Danışan: Yani aklımdan geçen bu olumsuz düşünceler, duygularımı ve davranışlarımı etkiliyor. Haklısınız, aklımdan “Seni kim ne yapsın?” geçerken, bana yaklaşan birine gülümsemek pek kolay olmuyor. Hatta biraz da gergin oluyorum.

Dr. Başak: Peki siz böyle gerginken karşınızdaki kişi o sırada ne hissediyor olabilir?

Danışan: “Bu kadın benden hoşlanmadı, onu geriyorum, gergin kadınlardan hoşlanmam, gergin kadınlar beni çok gerer, buradan hemen kaçmalıyım” diye hissediyordur.

Dr. Başak: İsterseniz şimdi konuştuklarımızı bir gözden geçirelim. Her şey kendinize söylediğiniz olumsuz cümlelerle başlıyor. Bu düşünceler duygularınızı, duygularınız da davranışlarınızı ve beden dilinizi etkiliyor. Bunun sonucunda da olumsuz deneyimler yaşıyorsunuz. Bu yaşadığınız olumsuz deneyimlerse ilk başta aklınızdan geçen düşünceleri pekiştiriyor ve kendinizi bir kısır döngü içinde buluyorsunuz. Öyleyse bu döngüyü kırmak ve diğerleriyle ilişkilerinizi düzeltebilmek için önce kendinizle olan ilişkinizi yoluna sokmak, kendinize güvenmeniz, kendinizi sevmeniz için çalışmamız gerekecek. Yazdığınız olumsuz cümlelerden başlayabiliriz!

Kaynak: pudra. com

10 bitkiyle sağlıklı zayıflama teknikleri


Sağlıklı kilo vermek isteyenler, iştah azaltan ve yağ yakımını hızlandıran bu bitkileri tercih ediyorlar…

Atkuyruğu bitkisi

İdrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.

Maydanoz

Metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.

Adaçayı

Zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.

Fesleğen

Vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.

Kekik

Sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikâyet edenlere zindelik veriyor.

Civanperçemi

Tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.

Biberiye

Sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

Tere

Vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.

Sinameki

Kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

Balık otu

Bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.

Sıkı biçimli kalçalarınız olsun!

Sıkı ve biçimle kalçalara sahip olabilmek için; bol miktarda su tüketmeli, beslenmenize özen göstermeli, aşırı tuz tüketiminden ve sürekli oturmaktan kaçınmalısınız hiç kuşkusuz. Ancak, kalçalarınızı düzgün bir şekle sokabilmenin ilk kuralı, bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmaktan geçiyor. 

TOPUK HAREKETİ
Vücudunuz dik, ayakta durun. Kollarınızı ensenizde birleştirin. Sağ bacağınızı arkaya doğru kırın ve topuğunuzla kalçanıza değmeğe çalışın. Bu sırada vücudunuzun üst kısmı dik durmalı. Egzersizi önce yavaş, sonra hızlı hareketlerle 30 kez uygulayın. Hareketi diğer bacağınızla da tekrarlayın.

TWİST
Ayaklarınız bitişik halde ayakta durun. Kollarınızı göğsünüzün önünde birleştirin. Bacaklarınızı bükün, kalçanızı arkaya doğru çıkarın ve dizlerinizi birbirine yapıştırın. Şimdi, dizlerinizle sağ yöne doğru twist yapın. Bu hareketi uygularken kalçanızı bilinçli olarak kasın. Ardından aynı işlemi sol tarafa doğru uygulayın, kalçanızı kasın. Hareketi önce yavaş, ardından hızlı bir tempoyla uygulayın. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

DOĞRULMA
Bacaklarınızı dizlerinizden kırın, kollarınızı öne doğru uzatın. Kalçanızı, sanki bir yere oturmak istiyormuş gibi arkaya doğru çıkarın. Bavula temas etmeden durun ve bacaklarınızla yeniden doğrulun. Egzersizi uygularken vücudunuzun üst kısmı daima dik olmalı. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

DİZÜSTÜ EĞİLME
Dik durun. Sandalyenin başını sıkıca kavrayın. Sağ bacağınızı hafifçe bükün. Sol bacağınızı arkaya doğru gerdikten sonra 5 kez yukarıya doğru alçalıp yükselin. Bu sırada vücudunuzu dik tutun. Sol ayağınızı zemine yerleştirin. Şimdi her iki bacağınızla bükülme hareketi uygulayın. Egzersizi 3 kez tekrarladıktan sonra bacak değiştirin.

YÜKSEĞE BASINÇ
Yere sırtüstü uzanın. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Sağ bacağınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Sol bacağınızı 90 derecelik bir açıyla kırarak ayağınızı zemine yerleştirin. Kalçanızı, sol bacağınızdan güç alarak, zemine değdirmeden yavaşça yukarı doğru kaldırın ve indirin. Egzersizi uygularken karnınızı iyice kasın.

Gelecek nesiller bu yüzden tehlikede

2030'da 26 milyon yeni kanser vakası olacağı, 17 milyon kişinin de öleceği tahmin ediliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süleyman Tosun, “Hastalıkta yaş ortalaması 30’a kadar düştü ve gelecek neslin üreme sağlığı tehlikede. Çünkü kanser tedavisindeki kemoterapi ve radyoterapi süreci üreme organlarını da olumsuz yönde etkiliyor.” dedi.

Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan meme kanserinde yaş ortalaması 30’a kadar indi. Erkeklerde 20-40’li yaşlarda görülen testis kanseri de ürkütücü… Çevresel faktörler, sigara ve günümüz insanın alışkanları göz önüne alındığında kanserin her an kişinin yanıbaşında olduğu söylenebilir. Bu durum insan neslinin devamını tehlike altına alıyor.

GELECEK NESİLLER TEHLİKE ALTINDA

Kanser tedavisi sırasında uygulanan kemoterapi ve radyoterapi süreci hem kadın hem erkeğin üreme organlarına zarar veriyor. Özellikle radyoterapi gebelik şansını ortadan kaldırabilir, geri dönüşü olmayan hasarlar verebilir. Radyoterapi tedavisi süresince hastaya verilen radyasyon tüm organları olduğu gibi üreme organlarını da olumsuz etkileyerek, yumurtaları öldürebiliyor. Yumurtalar tedavi sonrasında tekrar kullanılamayacak şekilde hasar görüyor. Böylece yumurtlama işlemi ortadan kalkıyor ve yumurtalık işlevini kaybediyor. Bu nedenle radyoterapi öncesinde uzman ve hastanın bilgili olup mutlaka ileriye dönük üreme fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için yumurta ve embriyo dondurulması işlemi tartışılmalıdır. Çünkü dondurulan yumurta ve embriyo radyoterapi sonrasında sağlıklı bebek şansının devamını sağlar. Aynı durum sperm için de geçerlidir. Yani kanser tanısı konulan erkek hastanın radyoterapi tedavisi öncesinde spermleri alınıp dondurulursa, tedavi bittiğinde baba olma şansı devam eder ki bu da erkekler için çok önemlidir.

Kemoterapi sonrasında gebelik şansı söz konusu yani tedavi sonrasında üreme fonksiyonları geri dönebilir. Kemoterapi amaç hızlı çoğalan hücreler üzerine etkili bir tedavi uygulamaktır.  Üreme sağlığı radyoterapide olduğu gibi direk etkilenmez.

ANNE-BABA OLMA YAŞI YÜKSELİYOR KANSER YAŞI DÜŞÜYOR

Yaş sınırı kanser vakalarında gittikçe düşerken gebelik ve çocuk sahibi olma yaşı yükseliyor. Kadınlarda meme kanserinde yaş ortalaması 30’a, erkeklerde testis kanseri 35’e kadar indi. Testis ve yumurtalık kanseri vakalarının çoğalması ve yaş ortalamasının gerilemesi üreme sağlığı açısında büyük risk teşkil ediyor.

ÜREME SAĞLIĞINI KORUMA ALTINA ALIN

Çocuk isteyen herkes üreme sağlığını koruma altına almalıdır. Kemoterapi ve radyoterapinin yoğunluğuna bağlı olarak dondurma işlemi düşünülmelidir. Çiftlerin dondurma işlemini güvenilir merkezlerde yaptırmaları gerekir. Emdriyo, sperm ve yumurta hiçbir şekilde zarar görmeden saklanabilir.


Doğum öncesi psikolojik destek

Hamilelik her kadının hayatında bir dönüm noktası. Hamile olduğunu öğrenen her kadın yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde yaşanan fiziksel değişikliklerin yanında bir de psikolojik değişiklikler ekleniyor. Bütün duyguları aynı anda yaşayan anne adayı, kendine destek arıyor.

Bu dönemde tüm duyguların bir arada yaşanması son derece normaldir. Çünkü anne hem hamileliği hem de kendini keşfetmeye başlamıştır. Kendini farklı ve değişen bir bedende gözlemlerken, hamileliğin getirdiği fiziksel sorunları yaşarken, bir taraftan da bebekle ilgili aklında oluşan bir çok soruyla da baş etmeye çalışmaktadır. Bu durumda annenin yapması gereken tek şey; hamilelik durumunu kabullenip, tüm bu yaşanan duyguların bu döneme has olduğunu düşünmesidir. Ayrıca, bebeğin içerde kendisine bağlı yaşadığını hissetmeli, arkasına yaslanarak bunun keyfini çıkartmalıdır.

İnsanlar bilmedikleri konularda daha çok telaşlanır, acemilik çeker ve sorun yaşarlar.
Bu nedenle hamilelikte ilk adım yeterli bilgi edinme olmalıdır. Bilgiyi doğru kaynaktan almak kadar bilginin veriliş tarzı da önemlidir. Kontrolü kaybetmemek ve daha az sorun yaşamak için, mutlaka annenin rahat edeceği bir doktorla bu dönemi geçirmesi en iyi seçimdir. Çünkü anne adayı dokuz ay boyunca, fiziksel değişimin getirdiği rahatsızlıkların yanında, endişe, korku, telaş, kaygı ve huzursuzluğu da yaşamaktadır.

Doktor dışında, daha çok bilgi alabileceği kitaplardan, internetten ve hamilelik kurslarından da faydalanabilir. Böylece daha fazla bilginin verdiği güç ve bilinçlilikle daha az telaş ve acemilik yaşanacaktır. Anne adayı, hamilelikte yaşadığı psikolojik problemler haricinde, doğum konusundaki olumsuz düşüncelerini de bu şekilde aydınlığa kavuşturabilir.

Fiziksel olarak yaşanılan her türlü rahatsızlıklar ve problemler anneyi hamilelikten soğutmamalı, doğacak bebeğin mutluluğu ve bu problemlerin kısa süre sonra biteceği düşünülmelidir. Bebeğe iyi bir anne olup olamama kaygısı, iyi bir gelecek verememe korkusu, sağlıklı bir doğum gerçekleştirememe endişesi annenin aklını sürekli meşgul edecektir. Oysa bu düşünceleri uykularını kaçıracak kadar büyütmek yersizdir. Çünkü, doğum sonrasında bebeğini kucağına alan annenin düşünceleri tamamen değişecek, ona dokunmanın verdiği heyecanla bu endişeler silinecektir.

Anne adayının eşi ve ailesi ile olan ilişkisi de bu dönemde çok büyük rol oynamaktadır.
Dolayısıyla yeni anne korkularını, kaygılarını, sorunlarını özellikle eşi ile paylaşmalıdır. Anne ve baba, ebeveyn olma sorumluluklarını birlikte üzerlerine almalıdırlar. Eşinin bu desteği ile anne duygusal olarak beslenir ve kendine güven duyar hale gelir. Annenin sağlıklı psikolojik durumu, bebeği de olumlu yönde etkileyecektir. Eş desteğinin yanında aile ve arkadaş desteği de önemlidir. Bazı problemleri eş yerine, bir anne ya da hamilelik konusunda deneyimli bir arkadaş yardımı ile çözmek daha kolay olabilmektedir.

Sağlıklı çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.

Anne tüm bu duyguları yaşarken biraz daha sakinleşmek için, basit bir spor ya da bir hobi ile uğraşabilir. Bunlar; yüzme, yürüyüş, resim yapma, boncuklarla uğraşma, dikiş dikme, yeni yemek tarifleri deneme gibi uğraşlar olabilir. Eğer çalışıyorsa ve sağlıklı bir hamilelik geçiriyorsa iş yerine doktor kontrolünde devam edebilir. Bu şekilde kendini meşgul ederek, hamilelik endişeleri ile daha az yüz yüze gelecek ve daha az kaygı duyacaktır. Önemli olan dokuz ay süresince, stresten uzak, sakin ve huzurlu günler yaşamaktır.

Hamile olmasalar bile kadınların bakımlı olma çabaları onları rahatlatmakta ve psikolojilerini olumlu yönde etkilemektedir.
Dolayısıyla, anne adayları kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından; el-ayak bakımı, saç şekillerinde değişiklik, bir kaç giysi ve aksesuvar alışverişi, farklı renkte makyaj malzemeleri ile kendilerini olumlu yönde motive edebilirler. Bu konuda dikkat edilmesi gereken konu, yapılan bakım uygulamalarının hijyen ve sağlıklı ürünler çerçevesinde olmasıdır. Bunların haricinde; düzenli uyuma, dengeli beslenme, arada ılık duş alma ve masaj yaptırma gibi şeyler de hamilelik dönemini rahat geçirmek için gözardı edilmemelidir.

Özetle, bilinmesi gereken tek şey; hamile bir kadının çok hassas olduğudur. Üzerinde durulmaması gereken çok basit bir konuyu büyütebilir, küçük bir olayda saatlerce gözyaşı dökebilir, olmadık şeylere sinirlenebilirler. Hamile anne bunun her ne kadar farkında olsa da, kendini tutamadığı da ayrı bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki; hamilelik, doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır.